Karantina Günlerinde Duygularınızın İzini Sürün
Karantinada beşinci haftanın içindeyiz. İlk haftalar kaygı, endişe ile birlikte mevcut durumu kabullenememe, direnç gösterme, şok duyguları içindeydik. Gelecek günlerle ilgili belirsizlik, hastalanma korkusu, işe gidememek, okula devam edememek, online eğitime ve iletişime alışmak gibi konularla meşguldük.
Uyku düzenimiz bozuldu, öğrencilerde online eğitime uyum sorunu devam ederken, gençlerle birlikte erişkinlerde de sıkılma ve bunalmalar başladı. Ancak, ev içi yaşama zamansal sınır getirmeyen, anına odaklanabilen, ev içinde yapamadığı işlerini planlayan, kişisel gelişimine odaklanan kişilerde ise yeni farkındalıkları birlikte keşfediyoruz.
Şimdi ise, yeni bir döneme giriyoruz. İki haftadır yaptığım görüşmelerde öne çıkan, önemli konulardan biri de, baş ağrısı, mide ağrısı, yorgunluk ve halsizlik, kas ağrısı gibi fiziksel şikayetler.
Fiziksel sorunlarla ilgili tıbbi bir tanı yoksa, bu rahatsızlıkların kökeni psikolojik olabilir. Yapılan araştırmalar, insanların huzursuzluk ve streslerini, yaygın olarak beden yolu ile ifade ettiklerini göstermiştir.
Örneğin, küçük çocuğumuzun bedenine, kendimize göre daha çok önem veririz. Okula gitmek istemezse, karnım ağrıyor der, okula göndermeyiz. Karın ağrısı, bizim için de okul için de çocuğun okula gitmemesi için geçerli bir nedendir.
Erişkinlikte de örneğin, ‘’başım ağrıyor, migrenim tuttu, konuşmak istemiyorum’’ deriz. Çevre için,baş ağrısı onlarla konuşmamamız için, karanlık bir odada yalnız kalabilmek, uyumak, evdeki sorumluluklarımızı yapmamamız için geçerli bir sebeptir. Belki ortamdan rahatsız olmuşuzdur, belki kendi kaygılı düşüncelerimizin içinde öylesine boğulmuşuzdur ki o an eşimize, çocuğumuza tahammül edemeyizve baş ağrısı ile onları da kırmadan bu duruma geçici bir çözüm sağlamış oluruz..
Peki aslında ne oluyor burada? Çocukluğa dönüyoruz. Küçük çocukken annemize yaptığımız gibi fiziksel bir sebep yaratarak, hoşnut olmadığımız bir durum veya ortamdan kaçınmaktayızdır aslında..
Farkında olmadan, psikolojik nedenlere bağlı bu fiziksel kaçınmaları neden yaptığımızın farkına varabildiğimizde, bu oyunu bozabiliriz. Gerçek sorunun üzerine gidebiliriz. Bizi rahatsız eden durum neyse, bunu çözmeye çalışabiliriz.
Bu nedenlerle, özellikle beşinci haftaya girdiğimiz ve temel ihtiyacımız olan temasın azaldığı bu günlerde, aile içinde duyguların ifade edilmesini yani dillendirilmesini önemsiyoruz. Neler oluyor, ne hissediyoruz, temas azaldı, peki birbirimize sevgimiz azaldı mı, bunu
çocuğunuz, eşiniz, anneniz, babanız duymak istiyor olabilir, onları sevdiğinizi söyleyin, varlıklarının ne kadar kıymetli olduğunu, eğer ki siz sevildiğinizi duymak istiyorsanız, sevdiklerinizden bunu söze dökmelerini isteyin.
Korkularınız varsa, işinizin devamlılığı ile ilgili şüpheleriniz, çocuklarınızın geleceği ile ilgili kaygılarınız, gelecekle ilgili endişeleriniz varsa söyleyin, paylaşın.
Zira, dile getirilmeyen duyguları, beden dile getirecektir.














