Corona Virüs Salgını Nedeniyle Karantina Günler
Corona virüs, evde kalmaya zorluyor. Bu da evdeki bireyleri çok strese sokuyor. Hem maddi olarak kayba uğrama ihtimalleri, hem de gelecek korkusu, bireyleri geriyor.
Corona virüs nedeni ile karantina dönemi, aileleri içine kapattı. Çocuk veya kadınların şiddet mağduru olup olmadığını tespit etmek güçleşti. Özellikle çocuklar çok rahat şiddet mağduru olabilirler. Mağduriyetlerini anlatacak birilerini bulmaları da çok zor. Daha kötüsü de, şiddetin çocuklar ve ebeveynler arasında normalleşme ihtimalinin olması.
Örneğin Çin’de, corona virüs nedeni ile karantina döneminde, aile içi şiddet üç kat artmış. İstanbul’da, 2020 mart ayında geçen yılın mart ayına göre, corona virüs nedeni ile karantina döneminde aile içi şiddet olayları %38 artmıştır.
Şiddet gören mağdurlar iki grupta değerlendirilebilir. Corona virüs nedeni ile karantina öncesi de, aile içinde şiddet gören çocuk ve kadınlar ile karantina döneminde ortaya çıkan anlaşmazlıklar sonucunda şiddet gören kadın ve çocuklar. Kronik hale gelmiş birinci gruptaki ailelere her türlü uzman ve devlet desteğinin verilmesi şarttır.
Ben bugün, ikinci gruptaki, corona virüs nedeni ile karantina döneminde ortaya çıkan şiddet vakalarından ve aile bireylerinin psikolojik durumundan söz etmek istiyorum.
İnsan, dünyayı değiştirme ve dönüştürme amacı güder. Bu nedenle kendisine hedefler koyar, bunun için yeteneklerini kullanır ve bu yolla güçlenir. Kaygı ve yetersizlikler nedeni ile hedefinden uzaklaşması, kendini güçsüz hissettirir ve yaşam dengesinin bozulmasına neden olabilir.
Bu durumda kişi, saldırganlığı tercih edebilir. Bunun nedeni yaşam karşısındaki çaresizliğin verdiği acıdır. Böylece bir anlamda yaşamdan intikam almıştır.
Aile içinde saldırgan tutumların ortaya çıktığı corona virüs nedeni ile karantina döneminde, bireylerin gelecekle ilgili kaygıları (bu, işlerinin devamlılığı, çocukların eğitim durumu, borçların ödenmesi olabilir), içsel yetersizliğe yol açabilir, kişiyi güçsüz hissettirebilir. Bu noktada, normal şartlarda olağan gelen durumlara karşı sabrı ve toleransı azalabilir, aile bireylerine tepkisi şiddete yönelik olabilir.
Bu durumda, aile içindeki iletişimin devamlılığını önemsiyoruz. Öncelikle eşler arasındaki ve sonrası anne-baba-çocuk arasındaki birbirlerine duygularını, üzüntülerini, korkularını ifade edebilmeleri, bugünlerin geçici olduğunu, güçlü aile bağları ile her zorluğu birlikte aşabileceklerini birbirlerine ifade etmeleri son derece önemli.
Şiddete eğilim gösteren kişinin hal ve davranışları, öfkesi, kızgınlığı belli etmese de, sevdiklerinden ‘’yalnız olmadığını ve sevildiğini’’ duymak en temel ihtiyacıdır. Bazı durumlarda, bunu duymak bile iyi gelebilir.
Tüm bunlara rağmen, aile içinde çözüm sağlayamayan bireylerin uzman desteği alarak bu süreci geçirmelerini öneririm.














